13 Nisan 2010 Salı

AY IŞIĞI

Gecenin içinde bir usul zaman. Yolların yarenlik ettiği bir anda tüm güzelliğiyle ay çıkıveriyor simsiyah tabloda. Ve seni görüyorum aya her baktığımda. Yolda ilerlerken bir görünüp bir kayboluyorsun .G özlerim koskoca gökyüzünde arayıp duruyor bıkmadan ve kaybetmenin telaşında.Yüreğimden fısıldıyorum ışığına ve sanki duyar gibi bir tebessüm bırakıyorsun aya.
Biliyorum sabah olacak her gecenin ardından.Ve bu gecenin ardındaki sabah bana aydınlık değil karanlık armağan edecek . Sonsuz ve süresiz bir armağan...
Senin güneşin bambaşka bir yürekte doğacak. Ve bu kez sensizlik yakacak yüreğimi .Y ine arıyor gözlerim ayışığını .Son kez görebilmek belki de çekip giderken yüreğinden ELVEDA diyebilmek için...

11 Nisan 2010 Pazar

GİDİŞ BİLETİ

Tren raylarına bırakıp bedenini sonsuz özgür olmak ister insan.Büyük, küçük adımların arasında ilk adımlarını atmaya can atarken; yürümeye gücü kalmamış bedenlerin iç çekişleri duyulur garlarda. Eskisi kadar önemi kalmasa da trenlerin hala insana dair anılar , izler, sesler barındırır. Gidip dinlemek, hatırlamak güzeldir fakat aslında ne kadar dipsiz bir yalnızlığın gölgesinde nefes aldığını hisseder ciğerler.
Yüzünü rüzgara verip her şeyi bir anda unutmak sadece gördüğünden bir hayat kurmak...
Çocuk kalmış yüreklerin en basit oyunudur trenler.Birbirine bağlı vagonlarla gider durur tıpkı hayat gibi.
An gelir , zaman geçer; indiğinde trenden yolculuk biter , oyun biter.Kazanan var mıdır ? Bilinmez. Ancak kaybettiği gözünün önünde aşikar öylece durur.